Skip to content

Narrow screen resolution Wide screen resolution Increase font size Decrease font size Default font size default color green color orange color
Ana Sayfa arrow Kadinlik arrow DÜNYANIN IRZINA GEÇİYORUZ (5 Şubat 2007)
DÜNYANIN IRZINA GEÇİYORUZ (5 Şubat 2007) Yazdır E-Posta
Üye Oyları: / 2
OlumsuzOlumlu 
15 02 2007

Haince atmosfere salınan zehirli gazlar,acımasızca yok edilen ormanlar,gösteriş uğruna çoğalan“zenginlik simgesi(!)” cipler,bilinçsizce tüketilen enerji kaynakları,işgal edilerek kirletilen su havzaları...

Bunlar gibi daha pek çok şey
hep bu kafasız insanoğlunun
marifeti değil mi?

Uçsuz bucaksız evrenin içinde
sadece minicik mavi bir okta olan
bu güzelliğin kıymetini bilemedi insanlar!

Önce yavaş yavaş,
son yıllarda da son sürat
bu mavi noktacığın
canına okumaya başladılar!
İleriyi göremeyen budala insanoğlu
zavallı dünyanın onca milyarlık
yaşına-başına bakmadan
ırzına geçmeye başladı!

Birlemiş Milletler’e bağlı
Hükümetler Arası İklim Değişikliği Grubu IPCC’nin
endişe ile beklenen raporu 2 Şubat’ta açıklandı.

Dünyanız ölüyor arkadaşlar!
Havayı kirletmeyi bugün durdursak bile,
küresel ısınma yüzyıllarca sürecek!
Hayvan türlerinin yarıdan fazlası yok olacak!

Himalayalar’da, Alpler’de kar kalmayacak!
O ünlü eserin adı tarih olacak.
Yani Klimanjaro’nun Karları da eriyip gidecek!
Avrupa kıtası için adeta vantilatör görevi gören
Golfstream akıntısı yavaşlayacak!
Kuzey Kutbu’nun buzulları eriyip gidecek!
Buralarda yaşayan ve çok uzun süre yüzemeyen
o güzelim beyaz ayıcıklar, sevimli deniz aslanları
üzerine çıkacakları buz kütleleri bulamayınca
çaresizlik içinde boğulup gidecekler!

Dünya üzerindeki en büyük buz kütlesi olan
“Antartika”kıyılarında kütle kayıpları olacak!
Güneş ışınlarına ayna görevi üstlenerek
kızıl ötesi ışınları uzaya geri gönderen buzullar eriyince de,
güneş ışınlarını okyanus suları emecek,
bu da okyanusları daha fazla ısıtacak.
Okyanuslar ısındıkça da, tropik fırtınalar,
tayfunlar, kasırgalar çok daha şiddetli olacak!

Yeryüzündeki tüm güzellikler yok olup gidecek!
Ne o çevresini turkuvaz rengindeki denizlerin,
sapsarı kumsalların sarıp sarmaladığı
rüya kadar güzel yemyeşil adacıklar,
ne Maldivler, ne Mauritus, ne Endonzeya,
ne Karayipler, ne Hawai kısaca dünyanın
tüm cennet köşeleri sulara gömülecek!

Sadece o kadar mı?
Japonya, Bangladeş,
Florida yarımadasının büyük bir kısmı,
San Francisco’nun kıyı kesimleri,
New York gökdelenlerinin yükseldiği Manhattan Adası.
Çin’in büyük bir bölümü, İngiltere,
Avrupa kıtasının yarıdan fazlası,
Türkiye’nin kıyı şehirleri...
Hepsi.... hepsi yükselen
okyanus sularının istilasına uğrayacak!

9 milyar (şu anda) nüfuslu dünyamızdaki
yüz milyonlarca insan ölecek!
Sağ kalan milyonlar iç kısımlara göç edecek!

Daha sıcak günler, geceler,
öldüren sıcak hava dalgaları sonucunda
yıkıcı kuraklıklar yaşanacak.

Kuraklık sonucu açlık baş gösterecek!
Kirlenen, kuruyan, yok olan su havzaları
sonucunda susuzluk baş gösterecek.
Kalan su kaynaklarına sahip ülkelerle,
diğerleri arasında su savaşları çıkacak.

Arkadaşlar, düşünebiliyor musunuz?
Atmosfere yılda ortalama
21 milyar ton karbondioksit salınmaktaymış!
BİR Amerikalı yılda ortalama 6 TON
karbondioksid üretmekteymiş!
Türkiye ise, atmosferı EN ÇOK KİRLETEN
13. ÜLKE KONUMUNDAymış.

Sera gazlarının atmosfere salınımını
sınırlamayı hedefleyen uluslararası
“KYOTO Protokolü”nü İMZLAMAYAN
ülkelerin arasında ne yazık ki Türkiye’de var.

Kirliliğin bir numaralı sorumlusu olan
Amerika ve Avusturalya,
protokolü imzalamaktan kaçan ülkeler.
Protokolü, sorumluluğunu bilen 55 ülke imzalamış.
Yüzlerce şehrin yöneticisi ve halkı,
önlemler alma çabasına girmişler bile.

Ya BİZ???
Valla biz hamdolsun eller havada
hoppidi hoppidi göbek atıyor,
şehir içinde 10 km. yol yapınca
atmosfere 3 kg. karbondioksit gazı yollayan
ciplere binip, o bar senin bu bar benim geziyor,
imaj değişikliklerine kafa yoruyor,
çıkar ve rant sağlayacak ilişkilerin peşinde koşuyoruz.

Şairin dediği gibi:
Bir elimizde cımbız, bir elimizde ayna
umurumuzda mi dünya triplerine takılıyoruz!
Ciplerle gezip atmosferi kirletirken,
ağaçların ne kadar gerekli olduğunu kafamıza takmıyoruz!
Ağaçları kesip, orman alanlarını işgal edip
yan yana evcikler sıralayıp,
bol bol paracıklar kazanıyoruz!

“Yok yaa! Bize bi şeycik olmaz” inançlarıyla da
kendimizi bi güzel teselli ediyoruz!

Türkiye’deki 5 su havzasının ve 3 gölün
yok olma tehdidi altında olmasını düşünüp,
kafamızı böyle şeylerle yormuyoruz!
Zaten jimnastik salonundan yeni geldik
yeterince yorgunuz abicim!!!
Şöööle sıkı bir duş alıp,
sonra Plazma Tv bakmaya gidcez.
Evdeki düz ekran TVler malum artık “out”!!!
Yakışmaz bize di mi ya?!
Kırk yılda 3 Van Gölü büyüklüğündeki
sulak alanlarımızın şimdiden
çorak toprak haline dönüşme konusuna da
ayıracak vaktimiz yok!
Pardon abi, arkadaşlar bekliyo da.
Buluşup, yeni bir bar açılmış oraya takılcaz!!!
........................!!!

Hemen bir şarkı geliyor aklıma:
“Dünya dönüyor sen ne dersen de
Yıllar geçiyor fark etmesen de...” diyen...

Bugün (4 Şubat 2007) bir film seyrettim.
Ne korku, ne heyecan, ne müzikal (kalmadı ya öyle film)
ne seks, ne aşk, ne de macera filmiydi.

Bir cinayetin belgeseliydi seyrettiğim film.
Açık-seçik ırza geçmeyi anlatan bir filmdi.
İnsanoğlunun el birliğiyle dünyayı öldürülmesinin filmi...
Hep birlikte dünyanın nasıl da
ırzına geçildiğini anlatan bir filmdi...
Belgeleri seyrettikçe... anlatılanları gördükçe
ürpererek, şok olarak seyrettiğim bir filmdi...

Yukarıda yazdıklarımı ben kafamdan uydurmadım.
ABD Başkanı Bil Clinton’un
iki dönem Başkan yardımcısı olan,
2000 seçimlerinde Başkan olacak gözüyle bakılan
ama ne yazık ki seçimi kıl payı Bush’a kaptıran,
küresel ısınma ve sonrasında gelecek olan
felaketleri anlattığı çalışmalarıyla
Nobel Barış Ödülü Adaylığı kazanan AL GORE,
“Inconvinient Truth- UYGUNSUZ GERÇEK”adlı
belgesel içerikli filminde anlattı bunları ve daha neler neleri...
(Sevindirici bir durum, sinemanın yarısının dolu olmasıydı.
Ama gönlüm salonun full olmasını isterdi.)


Bir gece önce sevgili Okan Bayülgen duyarlı kişiliğiyle,
kendine ait eğlence programına konuk ettiği
Yeşiller Grubu’nun çevre bilimci başkanının
küresel ısınma konusunda verdiği bilgilerine
geniş yer ayırdı.

Gecenin o saatinde dikkatle dinledim
çevre bilimcisi beyefendinin anlattıklarını...
Ve ertesi gün hemen koştum sinemaya
dünyayı, yani bizleri yakın gelecekte bekleyen
felaketin belgeselini gözlerimle görmek için…

Film, dünyanın görüntüsünün ilk kez
bir uzay aracındaki astronotlar tarafından
güneşin tam olarak uzay aracının
arkasında olduğu bir anda çektikleri resimle başlıyor.
Sonra, yakın zamanda aynı şekilde çekilen
dünyanın diğer bir resmi geliyor perdeye...
Ve durumun vahameti hemen belli oluyor.
Buzullar iyice küçülmüş...
Amazon ormanları yok olma aşamasında...

Al Gore’un son derece anlaşılır
ve insanı sıkmayan,
hatta zaman zaman güldüren anlatımıyla
zaman nasıl geçiyor anlamıyorsunuz.

“UYGUNSUZ GERÇEK” Al Gore’un kendi deyişiyle
yıllarca bu konu üzerinde çalıştığı,
binden çok daha fazla sayıda olmak üzere
Amerika’nın ve dünyanın çeşitli şehirlerinde
görsel belgelerle sunduğu bir
“GEZGİNCİ KÜRESEL UYARI SHOWU”...

BU FİLMİ GENÇ-YAŞLI HERKES SEYRETMELİ.
BU FİLM OKULLARDA GÖSTERİLMELİ.
AL GORE’UN ANLATTIKLARI
DERS OLARAK OKUTULMALI.

İngiliz hükümeti, en kısa zamanda uygulamak üzere
okullara küresel ısınma konusunu
ders olarak koyma kararı almış.
Çocuklar işin ciddiyetini küçük yaşta
beyinlerine yerleştirsin diye...

Bizler de inşallah kurtların vadilerinde gezinmekten
başımızı kaldırırız da, böylesine önemli
hayati ve herkesi ilgilendiren bir konuyu
kısa zamanda okullarımıza taşırız.

TV Kanallarındaki sayın program yapımcıları ile
değerli sunucularından bir ricam olacak;
(kabul göreceğini pek sanmıyorum ama
isteyenin bi yüzü, vermeyenin iki yüzü derler ya)

her gittikleri programda ağlayıp sızlayan,
yıllar önce yaşadıklarını gündeme gelmek için kullanan,
bağıran-çağıran-onu bunu dövenlerle,
el alemin aşkları-meşkleriyle
ekran önündekilere öff-pöfff dedirteceklerine,
Okan Bayülgen gibi duyarlı davranıp,
programlarında kendilerinin, daha çok da
çoluk-çocuklarının geleceğini fazlasıyla ilgilendiren
böylesine hassas bir konuya
hiç olmazsa ara sıra yer versinler!

Bugün reyting uğruna ağlayanlar,
karşısındakini gaza getirip ağlatanlar,
10-20 yıl gibi kısa bir süre içinde
asıl yaşadıkları dünyanın
o gün ki haline ağlayacaklar
ama ne yazık ki bunun farkında değiller!
(ya da farkındalar da aldırmıyorlar)

Çocuğum yok ama gencecik kuzenlerim var.
Bana “Aninacım” diyen küçücük Aleyna’m var.
Genç hayranlarım, okurlarım var.
Çevremde, yaşadığım şehirde, ülkemde,
tüm dünya ülkelerinde
milyonlarca bebek, çocuk, genç var.
Onlara yaşaması zor bir dünya kalacak diye içim acıyor.
Böyle bir mirası onlara bırakmayı kim ister ki,
diyeceğim ama ne yazık ki
etrafta bu konuyu ciddiye almayan duyarsızlar var.
(tabii duyarlı insanları tenzih ediyorum)

Meğer bizler, annemler, hatta anneannemler
çok güzel bir dünyada yaşamışız.
Bembeyaz karıyla, bereketli yağmuruyla,
pırıl pırıl güneşiyle, dört mevsimiyle...
Yemyeşil doğası, çiçekleri,
daha mutlu olduklarına inandığım hayvancıkları,
kirlenmemiş denizlerde yaşayan canlıları,
bereketli topraklarıyla...
Daha mavi, daha yeşil, daha temiz
bir dünyada doğup, büyümüşüz.

Neden bebekler, çocuklar, gençler de böyle yaşamasın?
Bunu onlara çok görmeye hakkımız var mı?

“UYGUNSUZ GERÇEK” filminin bir yerinde
Mark Twain’in şu sözleri geçiyor:
“Başımızı derde sokan
kötü gelişmelerin kaynağında,
bilmediğimiz şeyler değil,
başımıza asla gelmeyeceğinden
emin olduğumuz şeyler vardır.”

Bu sözler, anlayanlara çok şey söylüyor.
E-peki, anlamayanları... rüşvet alarak
küresel ısınmayı inkâr etmeye kalkışanları ne yapacağız?!
Bunu hem Okan’ın programına katılan çevre bilimci söyledi,
hem de Al Gore perdeye bir grafik getirdi:
Grafikte, bir terazinin kefelerinden birinde
bir çok “altın külçesi”,
diğer kefede de “dünya” vardı.

Ne yazık ki, bazı Petrol şirketlerinden
büyük paralar alarak
küresel ısınma raporlarına,
Kyoto Protokolüne itiraz edenler varmışşş!!!

Hay gerzekler hay!
Dünya elden gittikten sonra
o paralarla nerede, ne yapabileceksiniz ki?!
Sizler terk-i dünya ettikten sonra çocuklarınız
sizden kalan o paracıklarla
elden gitmiş bir dünyada
n’apıcaklar ki?!

Filmin sonunda Al Gore
“Bu felaketi durdurmanın
ya da yavaşlatmanın çareleri var mı?” diye soruyor.

Ve yine kendisi cevap veriyor:
“Ne yazık ki kirlenmeyi bugün durdursak bile
küresel ısınma çoook uzun yıllar boyunca devam edecek.
Ama herkes su ve elektriği olabildiğince dikkatle harcarsa,
dizel ve normal arabalardan 3 kat daha fazla olarak
atmosferi kirleten ciplerden uzak durursa,
ormanları yok etmeyi durdurursa,
eski ampulleri az enerji harcayan ampullerle değiştirirse,
hatta televizyonları stand by konumunda bırakmazsa, normal ekranlardan 3 kat daha fazla elektrik harcayan plazma televizyonlara rağbet etmezse...

En önemlisi, güneş ve rüzgar enerjisinden yararlanıp kömürle çalışan enerji santrallerini kapatırsa, (maalesef biz de açmaya çalışıyoruz) küresel ısınmanın hızını az da olsa yüzde olarak biraz aşağı çekebiliriz.”

Artık gerisi insanların insanlığına,
hükümetlerin duyarlılığına ve sorumluluğuna kalmış.

Bu aynı zamanda bir ahlak sorunu bence.
Duyarlı olmak, ahlaki duyarlılığı da beraberinde getirir.

Yoksa sokaklarda, caddelerde
“Hepimiz salağız... Hepimiz aptalız...
Hepimiz duyarsız budalalarız...
Hepimiz dünyanın ırzına geçen tecavüzcüleriz.”
diye bağırarak günah çıkarmak zorunda kalacağız!

Ama iş iten geçmiş olacak......:((
Son pişmanlık fayda etmeyecek......:((

Yorumlar (0) >>
Yorum yaz
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley

 
< Önceki   Sonraki >

Editör Aranıyor !!!

Sevgili kadinlik.com üyeleri ve kullanıcıları sitemizin daha güncel olabilmesi için siz kadinlik.com severlerden birini editör olarak seçmek istiyoruz.Bu konuda daha detaylı bilgi için  Bu e-posta adresi spam korumalıdır. Lütfen JavaScriptleri etkinleştirin.  e-mail adresinden bize ulaşabilirsiniz.

Saygılarımızla
kadinlik.com

Sitede Ara

Sinema

Kimler Sitede

Şuan 32 konuk çevrimiçi

Burcunuzu seçin, falınızı okuyun