|
Sıcak. Hem de çok sıcak… Gölgede havanın 40 derece olduğu sıcak havalardan bahsediyorum. Yakıyor, kavuruyor. Mahvediyor. Nefes aldırmıyor. “Al, yaz mevsimin senin olsun. Nerden geldiysen bir an önce git.” diyesimiz geliyor.
Soğuk kış günlerinde varlığı ne kadar istense de yaz günlerinde de aşırısı o kadar istenmeyen bir durum. Aşırı yaz sıcakları, ne var sanki yaz aşkları kadar gelip geçici olsa… Nerdeeeeeeeee?
Nefes aldırtmayacak kadar bunaltmasa olmaz. Kesinlikle olmaz. İstemesek de ateşten bir tül gibi bedenimizi sarmalayıp, yapış yapış kendini göstermeyi çok iyi biliyor doğrusu. Bırakın o havalarda bir şeylerle ilgilenmeyi, kolumuzu bile kaldıramayacak kadar beziyoruz canımızdan.
Üzerinizde bulunan tek kat, incecik, tiril tiril giysi bile fazla gelebiliyor. Serin bir yer seçip; kollarımızı, bacaklarımızı iki yana doğru açıp öyle miskin miskin oturmaktan başka bir şey düşünemez oluyoruz. Serinlemekten başka hiçbir şeyi düşünmüyor aklımız; evde klimadan başka hiçbir şeyi görmez oluyor gözümüz.
Arada bir bedenimizdeki o sıcaklığı alacak, buz gibi bir bardak su, buz gibi bir dilim karpuz ya da dondurma nasıl makbule geçiyor.
Kedi bile evin her yerini dolaşıp, en serin mekanı bulmak için mücadele ediyorsa, bizler o sıcaklarda nasıl canımızdan beziyoruz. Varın düşünün. Yaşamayan bilemez.
Bir an önce kış gelsin de üşüyelim istiyoruz. Evet o kadar... Laf aramızda o zemheri kış günleri geldiğinde de sıcağın bize yaşattıklarını unutup, yine sıcağı arasak da, yaz mevsiminde aşırısı hiç ama hiç çekilmiyor.
Hain sıcak... Uyutmuyor. Uykularımızdan da çalıyor günlerimizden çaldığı gibi. Elimizde yastığımızla, en serin yeri bulmak amacıyla oraya buraya yatıp, uyumak derdindeyiz Ona da izin vermiyor.
Yazlığa, denize ya da havuza gitmek de kar etmiyor o havalarda. Denize, havuza, duşa girince “Oh! dünya varmış.” diyoruz ama denizden, havuzdan, duştan çıkınca bitiyor kendimize geldiğimizi hissettiğimiz serinliğimiz. Sıcak yeniden sarmalıyor tenimizi, tüm içtenliğiyle(!)
Biz de az değiliz hani. Aşırı sıcaklardan yanıp, bunalsak da esprimizden de geri kalmıyoruz. Annemin de sıcaklardan çok bezdiği durumda “Tanrım, kömürü çok attın, yandık. Biraz azaltsan şu attığın kömürleri.” diyerek yaptığı espri çok güldürüyor beni. (Güldürüyor ama sıcağı azaltmıyor, nafile.)
Bizi Yaratan gene iyi. Böyle şeyler düşünüyoruz diye, çocukların deyimiyle “Allah Baba taş atar.” -atmıyor- ya da “Az kömür haa. Alın size az kömür” diye daha beter, daha dayanılmaz sıcaklar yaşatmıyor.
Adeta cehennem sıcaklarını yaşadığımız bu havalarda, kutuplarda penguenlerle beraber dolaşmayı nasıl hayal ederiz.
Soğuğa soğuk, sıcağa sıcak diyoruz bizler. Soğukta sıcağı, sıcakta soğuğu istiyoruz. Sıcakta soğuğu arayan, soğukta sıcağı arayan bizler, yaşadığımız durumdan memmun olmayıp o halin zıt durumunu istiyoruz. Aksiyiz. Ne yapacağız o zaman?
Nasrettin Hoca’nın dediği gibi “İlkbahara bir şey demeyiz canım”(!)
|