|
Anımsıyorum da... (Hiç unutmuyorum ya) İçimiz burkularak ayrıldık seninle. Kalbimiz acıyarak... Ağlayarak... Ayrılmamız... Unutmamız gerekiyordu birbirimizi. Unutmalıydık zor da olsa. Hoş, uzun bir süre her anımız beraber geçmişken, nasıl unutacaksak... Ayrılık boşluğunda, yaşanan anılar gözümde dans ederken unutabilmek...
Günlerimi mutsuz geçirişim, hiç ama hiç bir şey yapmak istemeyişim, senli her anıya buruk gülümseyişim, filmlerde gördüğüm her ayrılık sahnesine ağlayışım, şarkılara sığınışım, kendimi bir türlü toparlayamayışım... Tüm bunları yaşarken seni unutabileceğimi düşünebiliyor musun?
Her defasında, birinci gün aklımdan çıkmıyorsun, ikinci gün biraz daha az düşünüyorum seni. Üçüncü gün daha az derken... Dördüncü gün ya uzaktan görüyorum seni ya da sesini duyuyorum.
Dağılıyorum, kopuyorum her defasında. Seni uzaktan gördüğümü ya da sesini duyduğumu bilmiyorsun ama canımı acıtıyorsun. Beni tuhaf, anlatılmaz, içinden çıkılmaz duygularla başbaşa bırakıyorsun. İçinde hep sen olan... Ondan sonra da unut unutabilirsen...
Seni görmek ya da sesini duymak... Acı veriyor ama aynı zamanda mutlu ediyor beni. Tuhaf değil mi? Hem acı veriyor hem mutlu ediyor. Ne kadar tezat. Ama öyle... Bu iki olguyu içinde barındıran tek kavramdır aşk.
Bir, iki, beş, her defasında bu kopmaları ve dağılmaları yaşayınca anlıyorum ki; seni unutamayacağım ve hayatımda hep olacaksın. O halde...
Seni hatırladığımda acı çekmek yerine, seni sevdiğim için mutlu ama çok mutlu olmalıyım. Hayatıma girdiğin ve yaşadıklarımız adına...
Bundan sonra sen aklıma geldiğinde, gözlerimin içi gülecek, gülümseyeceğim seninle beraberken gülümsediğim anlarda olduğu gibi, kalbim deli deli çarpacak seni görmüş gibi. Beni bu mutluluk ve bu heyecan yaşatacak bir ömür boyu.
Seni unutmak ya da sesini duyduğumda, seni gördüğümde acı çekmek ve dağılmak yerine;
Hayatım, bir tanem, canım; her gülün açışı, kalbimin her çarpışı ve aldığım her nefes senin için olacak. Ve ben o anlarda yaşayacağım, yaşadığımın farkına varacağım aşkım!
|